1923-1961 TÜRKİYE EKONOMİSİNE BAKIŞ VE ABD DOKUNUŞUNUN ETKİLERİ

Paylaşın:

1923-1961 TÜRKİYE EKONOMİSİNE BAKIŞ VE ABD DOKUNUŞUNUN ETKİLERİ

Siyasî, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, iktisadi zaferler ile taçlandırılamazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner. Bu bakımdan en kuvvetli ve parlak zaferimizin bile sağlayabildiği ve daha sağlayabileceği yararlı kazançları belirlemek için ekonomimizin, iktisadî hâkimiyetimizin sağlanması ve sağlamlaştırılması ve genişletilmesi gerekir. Efendiler, bu kadar verimli ve bu kadar kuvvetli olan yeni hükümetimizin, düşmansız kalacağını saymak doğru değildir. Bu güzel temellerin bile içine bomba koyarak onu yıkmaya çalışanlar olacaktır. Onun hayatına, ilerlemesine karşı suikastlar düzenlemeye girişecekler bulunacaktır. Bütün bunlara karşı en kuvvetli silâhımız ekonomideki genişlik, dayanıklılık ve başarımız olacaktır. Efendiler, içinde olduğumuz halk devrinin, millî devrin, millî tarihini yazabilmek için kalemlerimiz sabanlar olacaktır. Bence halk devri, iktisat devri kavramı ile açıklanabilir.

(İzmir İktisat Kongresi Açılış Konuşması / Mustafa Kemal Atatürk

17 Şubat 1923’te İzmir’de Tüccarlar, Sanayiciler, Çiftçiler, İşçiler memleketin geleceğini tayin etmek için bir araya getirilmiştir. Yeni Cumhuriyet yabancı sermayeye ve ara verilen Lozan görüşmelerindeki muhataplarımıza Türkiye’nin nasıl bir ekonomi politikası yürüteceğinin mesajını veriyor İttihat Ve Terakki iktidarında başlatılan milli ekonomiden taviz verilmeyeceğini ilan ediyordu.  Lozan görüşmelerinde itilaf devletlerinin üzerinde en çok durduğu Kapitülasyonlar reddediliyordu. Tüm ekonomik karar birimlerinin katılımıyla sonuçlanan kongre her kesimin talep ve tespitlerine göre kararlar almış olmakla birlikte varılan temel mutabakat  ‘özel sektör teşvik edilecek ve özel sektörün varlık gösteremeyeceği alanlarda devletin ekonomik alandaki faaliyeti esas alınacaktır.’

1929’da ABD’de başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan Büyük Ekonomik Buhran diye anılan ekonomik krize kadar gerek Lozan’da alınan kararlardan dolayı gerek ülkenin mevcut ekonomik şartları gereği Türkiye dışa açık bir ekonomi modeli izlemiştir. Fakat  30’lı yıllarda devletçi politikalar benimsenmiş ve planlı döneme geçilmiştir.1934 Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı başarıyla uygulanmıştır. Kısaca bu dönemde gerçekleşen ekonomi faaliyetlerinden bazılarını verelim:

-Sanayi alanındaki gelişmeleri finanse etmek için Sümerbank ve Etibank kurulmuştur

-Üç beyazda: dokuma, un ve şeker de dışa bağımlılık sona erdi

-Sanayinin Milli Gelirdeki Payı 1929’da %10 iken 1939’da % 18’e yükselmiştir. Ayrıca 1938 yılı hariç planın uygulandığı yıllarda dış ticaret fazlası verilmiştir.

Birinci planın başarılı sonuçlar vermesi hükümete cesaret vermiş ve tüm tenkit ve itirazlara rağmen 1936’da II. Sanayi Planının hazırlıkları başlamıştır. Bu plan ilkine göre çok daha kapsamlı olup 100 den fazla fabrikanın kurulmasını hedeflenmiştir. İBYSP ile hammaddesi yurtiçinden elde edilebilen, büyük sermaye ve yüksek teknik gerektiren sanayi tesislerini kurmak; maden sanayisine ağırlık verilerek, yurtiçinde talebi düşük, yurtdışında ise tüketimi fazla olan madenlerin ham ve yarı mamullerinin ihracatını arttırmak; enerji tesislerini geliştirerek santraller kurmak; makina sanayisini geliştirmek için kurulan Karabük Demir ve Çelik Fabrikalarının yarı mamullerini işleyecek fabrikalar tesis etmek; hayvancılığı ve meyveciliği desteklemek; deniz mahsulleri üretmek ve bunlardan gelir elde etmek amaçlandı. Plan ile kurulması amaçlanan ana sanayi kolları ise kısaca, “üç siyah” olarak adlandırılan kömür, demir-çelik ve petrol üzerine inşa edilecek olan maden ve kimya sanayisi idi.(#) II. Dünya Savaşı şartları sebebiyle plan hayata geçirilememiş. Türkiye’nin sanayileşme hamlesi ertelenmek zorunda kalmıştır. Savaş yıllarında ise olağanüstü ekonomik uygulamalara gidilmiş:

Milli Koruma Kanunu , Toprak Mahsulleri Vergisi ve 1942 yılında 1 kereliğine alınan Servet Vergisi gibi.

Makro verilere baktığımızda mal kıtlığından dolayı fiyatlar genel seviyesi % 90lara yükselmiş Milli hasıla % 6 azalmış kısıtlayıcı tedbirlerle dış ticaret fazlaları verilmiştir. 1946’dan sonra ise Türkiye dışa açılmaya başlamış ve ilk devalüasyon bu tarihte yapılmıştır. ( Dolar kuru 1,28 den 2,80 liraya çıkarılmıştır.) Buraya kadar verdiğim bilgiler şunu görmeniz içindi :

Genç Cumhuriyet, tam bağımsız bir Türkiye için milli ve güçlü bir ekonomi hedeflemişti. Bunun yolunun da  ‘Sanayi Devrimi’ nden geçtiğini çok iyi biliyorlardı. Ve planladıkları yolda başarılı bir şekilde ilerliyorlardı. Fakat 2. Dünya Savaşı patlak verince öncelik savaşın dışında kalmak ve her şeye karşı hazır olmaktı. Genç Cumhuriyetin dönüm noktasının savaştan sonraki dönem olduğunu düşünüyorum. Dünyadaki gelişmelere bakacak olursak: Birleşmiş Milletler(BM), Uluslar arası Para Fonu(IMF) ve Dünya Bankası kuruldu.(Sırasıyla Türkiye 1945,1947,1947 bu kuruluşlara üye oldu.) Dünya siyasi anlamda 2 kutuplu bir şekle doğru giderken ekonomide yeniden şekillendiriliyordu. Kartlar yeniden dağıtılırken herkese bir rol biçiliyordu. Yönetmenlerin Türkiye’ye biçtiği rol görev yeniden inşa ve imar edilecek Avrupa’ya hammadde ve işçilik ihracıydı. Direksiyonun başındaki Abd sanayi senin neyine sen tarımsal ürünler üret sanayi mallarını ben sana satarım diyordu. Doğu Avrupa’da Komünist devletler kuran Rusya’ya karşı da Yunanistan ve Türkiye’yi yanına çekmek için Abd Başkanı Truman , Truman Doktrini hazırlamıştı. Bu kapsamda 100 milyonu Türkiye’ye 300 milyonu Yunanistan’a olmak üzere toplamda 400 milyonluk bir yardım yapılmıştı. Rusya ‘nın son yıllardaki baskılarından bunalan Türkiye kendini Abd’nin yanında bulmuştu. Bu yakınlaşma Marshall Yardımlarıyla devam etmiştir. Gerçi Marshall Yardımları kapsamında savaştan kalan büyük çoğunluğu bozuk silah ve mühimmatın bakım masrafı döviz kaybına neden olduğu gibi 60’lı yıllarda Kıbrıs’a yapılacak askeri operasyon gündeme geldiğinde Amerika silahları kullanamayacağımızı söylemişti. Sadece onların izin verdiği yer ve zamanda kullanacağımızı söyleyerek yaptığı yardımın külliyen zarar olduğunu göstermiştir. 1947’de başlayan bu yakınlaşma ve Türkiye’nin dışa açılma sürecinde şu makroekonomik gelişmeler yaşanmıştır:

-1947’de ihracat sabit kalırken ithalat % 100 arttı.

-1950 yılında ithalatta serbestleştirmelere gidilmiş fiyat kontrolleri kaldırılmıştır.1951 yılında Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu çıkarılmış  54’te Petrol Kanunu ile yabancı sermayenin petrol araması teşvik edilmiştir.

-1950-60 döneminde GSMH yıllık ortalama % 6.3 oranında büyümüştür.

-1953’te tarımsal genişleme ile birlikte sanayinin milli hasıladaki payı % 14’e gerilemiş.1950-60 döneminde sabit fiyatlarla tarım sektörü %5.3 sanayi %8.1 ve hizmet sektörü % 6.5 büyümüştür.

-Dış ticarette ihraç edilen ürünlerin %85’i tarım ürünlerinden oluşurken ithal edilen ürünlerin %85’i yatırım malları ve hammaddeden oluşmuştur.

-Bu dönemde genişletici para ve maliye politikaları izlenmiş bütçe disiplininden uzaklaşılmış ve hazinenin TCMB’den borçlanması olağan bir borçlanma olarak kabul edilmiştir.

-1950-60 yılları arasında Türkiye yaklaşık 1 milyar dolar program kredisi,600 milyon dolar ithalatçı kredisi,210 milyon dolar kadar ticari kredi kullandı.(Kazgan, Gülten, Tanzimat’tan 21.yüzyıla Türkiye Ekonomisi,5.baskı,72.sayfa,2013)

Bütün bu ekonomiyi dışa açma hamlesinin geldiği nokta 1958 Kambiyo kriziyle sonuçlandı. Türkiye vadesi gelmiş 256 milyon dolar tutarında dış borçla karşı karşıyaydı ve ödeyemeyeceğini ilan etmişti. Türkiye tarihinde ilk defa IMF gözetiminde İstikrar Programı uygulamaya karar verdi. Bu program, Uluslararası Para Fonu’nun Türkiye’nin durumunu temel dengesizlik olarak değerlendirmesinden ve sorunun asıl nedeninin parasal genişlemeden kaynaklandığını düşünmesinden, parasal kısıtlamalar ve fiyat denetimi ile ilgili önlemlerden oluşan bir paket olarak hazırlanmıştır (Berksoy, 1982: 151). Yüksek oranlı bir devalüasyon yapılmış ancak hedeflenen amaçlara ulaşılamamıştır. Yapılan devalüasyon ithal mallarının fiyatlarını artırırken, kamu kurum ve kuruluşlarının ürettikleri mal ve hizmetlere uyguladıkları zamlar da maliyetlerin ve fiyatların artmasına ortam sağlamıştır.(##) 4 Ağustos 1958 Kararlarıyla kabul edilen “İktisadi İstikrar Programı”, başlıca üç noktada teşkil edilmiştir. Bunlar,

+ƒ Enflasyonist etkilerin tasfiyesi

 +ƒ Ülke kaynaklarının ıslahı

+ƒ Ekonominin uzun vadeli ihtiyaçlarını ve ödemeler dengesiyle elde edilen imkanları göz önünde bulunduran bir yatırım programının yapılması.(##)

Program kapsamında alınan krediler geçici bir rahatlama sağlasa da bozulan dengeler Türkiye’yi 1 Ocak 1961 yılında askeri yönetimle IMF arasında ilk stand-by anlaşmasını yapmak zorunda bıraktı. Cemal Gürsel döneminde sağlanan bu anlaşma kapsamında IMF’den 16 Milyon SDR borç alındı.1961 sonunda başbakan olan İsmet İnönü,1965’e kadar IMF’den 55.5 milyon SDR’lik borç aldı.(Ensonhaber.com, Türkiye’nin IMF Yolculuğu) 1923-29 döneminin ardından ilk dışa açılma serüvenimiz ekonomik krizler ve bunların sonucunda IMF’ye mahkum olmak ile noktalandı. 2013’e kadar 19 kez kapısını çalacağımız IMF bağımlılığımız da işte böyle başlamış oldu.2.Dünya Savaşı’ndan sonra sen üretme ben sana satarım diyen Abd , Türkiye’yi satın aldıklarını ödemek için borçlanmaya sonra borçlarını ödemek için tekrar borçlanmaya giden 10-15 yılda bir ekonomik kriz yaşayan bir ülke haline getiriyordu.

Aynı Abd sağ olsun son yıllarda özellikle savunma sanayi ticaretlerinde sürekli kriz çıkarıyor verdiği sözlere ve  yapılan anlaşmalara uymuyor.  Bizde ya kendimiz üretmek zorunda kalıyoruz ya da Rusya alternatifine başvuruyoruz. Hatta bu alanda son 10 yılda çok büyük atılımlar gerçekleştirdik ve birçok askeri silah ve malzemeyi ihraç eden bir seviyeye ulaştık. Yazında vurguladığım gibi Türk Ekonomi Tarihinin kırılma noktası olarak nitelendirdiğim 1946 yılından sonra bu kez olumlu anlamda bir dönüm noktası yaşıyoruz. Konuyu çok dağıtmadan güncele bağlantı kurarak bitiriyorum. Yaşanan S-400/F-35 süreci eğer kararlılığımızda en ufak bir değişme olmazsa ben inanıyorum ki ; güvenliğimiz ve bağımsızlığımız açısından bir diriliş kıvılcımının ateşleyicisi olacak ve Türk gençliğine Türk insanına güvenildiği sürece diğer alanlarda da Türkiye kendi ayakları üzerinde duran ve en başından beri hedeflenen muasır medeniyetler seviyesinde güçlü bir ülke olacaktır.

KAYNAKÇA :

*    (#) : (Hasan Özyurt, “Atatürk Dönemi Birinci ve İkinci Beş Yıllık Sanayileşme Planları ve Türk Ekonomisindeki Yapı Değişikliğine Etkileri (1933-1938)”, Sosyoloji Konferansları Dergisi Atatürk Özel Sayısı, S.19 (1981), İstanbul,)

*    (##) –(##):  VOLKAN ALPTEKİN,IMF İSTİKRAR POLİTİKALARININ TÜRKİYE EKONOMİSİ ÜZERİNE ETKİLERİ(1980-2004) DERGİPARK.ORG

*    ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ/www.atam.gov.tr

*    KAZGAN,GÜLTEN, Tanzimat’tan 21.Yüzyıla Türkiye Ekonomisi: Birinci Küreselleşmeden İkinci Küreselleşmeye,5.Baskı,2013

*    NTV/ TÜRKİYENİN IMF TARİHİ

*    M.GÖKHAN PALATOĞLU,İKİNCİ BEŞ YILLIK SANAYİ PLANI (1938-1942),2017

*    İLİMVEMEDENİYET.COM/TRUMANDOKTRİNİ

*    EKONOMİHUKUK.COM/TÜRKİYE EKONOMİSİ DERSİ

*     TÜİK, Ekonomik Göstergeler

Fatih DEMİREL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir